geçmişin güzel izleri

Neden hep unutmaya çalıştık? Silmeye çalıştık, boşvermeye… Neden utandık ki o hata dediğimiz anılarımızdan? Onlar değil mi şu an bizi biz yapan?  Onlarla büyüdük, onlarla olgunlaştık halbuki. Geçmişimizle güçlendik. Utançlarımız ile hayatın gerçeklerine açtık gözümüzü. Düşünün ki yaşanmasalardı, kördük belki de hala.

images (6)

Bilirim çok yandı canınız. Bilirim çok kanattılar sizi… ve bilirim çok sızlattılar yüreğinizi. Olanlar ardına hatırlayıp hatırlayıp sessiz ağlayabilmek için, ısırdığınız yorganlar eşliğinde çok yastık ıslattınız. Çok kelimeler tıkandı boğazınızda. Gözyaşlarınız çok savaştı, bir kendini bilmez için kirpiklerinizi ıslatmamaya… Fakat yine bilirim ki üzerinden yıllar geçtiğinde hala sızlatsa bile tatlı bir gülümseme de bıraktı o anılar ardında.

Unutmayın! Unutmaya çalışmayın. Geçmişinizin kirleri bile iyi-kötü bir şeyler kattı size. Dönüp baktığınızda ‘ben neler atlattım be!’ diyin. Hatırlayın ve her yeni güne daha güçlü uyanın. Çünkü unutmayın; Biz neler atlattık be!

 

Reklamlar

gitme korkuyorum.

Korktum. Tüm benliğimi sana adarsam eğer çekip gidebilme ihtimalinden korktum. Güvenip, hayallerimin içine seni dahil ettiğimde, boşluk bırakmandan korktum. O boşlukta yok olmaktan…

Öyle saf sevmek istedim ki seni, öyle sıkıca sarılmak ve bırakmamak…  Bir gün karşıma geçip olmuyor dediğinde kelimelerinin arasında kaybolmaktan öylesine korktum ki. Benim için, hatta bizim için savaşmanı o kadar istedim ki.

Yapmadın…

ffg.jpg

Beni tedirginliğimle bırakıp gittin adam. Seni yanımda istiyorken, beni hiç bilmediğim sokaklarda en savunmasız halimle bırakıp gittin. O anda sanki dünyanın en karanlık haliydi. Yağmur muydu bu yoksa gözlerimden mi dökülüyordu çığlıklarım?  Deprem mi oluyordu yoksa vücudumun titremesi mi bu? Sokaklar birden ıssızlaştı. Ayak seslerini hala duyabiliyordum fakat sen çığlıklarımı duymadın.  Duy sesimi! Gitme adam, şimdi daha çok korkuyorum…

gel artık.

Gözyaşlarımın ağırlığı üzerimde son zamanlar. Göz kapaklarım direndikçe daha çok yoruluyor. Yaşlar pınarlara doldukça peçetelere hapsoluyor. Bazıları firar edebiliyorsa, kayıp gidiyor düşlerimden aşağı. İçeride tutmak için kapanan gözlerin ardındaysa düşünceler film şeridi… Bu sonu olmayan bir paradoks. Ya kuruyacak gözyaşları ya da kapanacak gözler sonsuza kadar. Gözlerimin sana ihtiyacı var. Seni görmeye ihtiyacım var.

Kokunun genzimde dolaşmasına, sesinin kulağımda yankılanmasına, tenimin sana… benim sana ihtiyacım var.

e588a283-d4da-4931-ba3f-28d8d4ca72ca

kapalıyız

Müsait değilim bu aralar. Tüm kapılarımı kapattım, yoğunum. Dağıttıklarınızı topluyorum. Kırdıklarınızın parçalarını süpürüyorum irademle. Ortalık bir hayli dağınık, her yer her yerde. Hayal kırıklıklarından kalan kırıntılarla dolu parkeler. Toplamak biraz ellerimde yara bırakacak, kanayacak, belki daha sonra iz kalacak. Fakat toplamak zorundayım artık. Bir misafir falan gelirse ayıp olmasın. Ayaklarına batmasın kırıklar…

575e62d8-f74c-4cfa-912a-200fd173cab9

Umut rafların arasında kaybolmuş, bir de  onu bulmalıyım. Yalnızlığı da diğerleri ile bir poşete koyup çöpe atmam gerek sonra. Çarşıya çıktığımda yeni bir takım mutluluk alıp konsola sereceğim. Karşı komşum Emine Teyze kolala bembeyaz olur dedi. Sağ olsun o da pek yardımcı oluyor. Temizlik konusunda bir bilgim yok iken yılların birikmişi de olunca… iş bir hayli zorlaşıyor tabi. Neyi, neyle, nasıl temizleyeceğini bilemiyor insan.

Tüm bu temizliklerden sonra da dikkat ederim artık etrafın dağılmamasına. Kibar bir dil ile uyarırım belki misafirleri. Sizin de yolunuz düşerse şayet dikkat edin lütfen. Şimdi gidip hayallerimin önünü süpürmeliyim. Hepimize kolay gelsin…

otur konuşalım

Nereden başlanır? Bir hikayenin başı neresidir? İlk kırıldığın yer mi? En çok kırıldığın yer mi? Hayatı ve insanları, bir de bunların ne kadar çirkinleşebileceğinin öğrenildiği yer mi? Neresidir başlangıç? Belki aynı zamanda her şeyin bittiği yerdir de …

chair-924166_960_720.jpg     

Tahmin ettiğiniz üzere nereden başlanılacağını bilemeyen hikayelerden benimki. Çünkü nereden tutsan kırılıyor, acıyor hikaye. Bir kadının varoluşu bu. Bir kadının kırıla kırıla var oluşu… Sizlere aktarırken kanayacak bir hikaye dokundukça, andıkça kabuk kalkacak ve yerini kanamaya bırakacak. Fakat anlatılmalı tüm bunlar. Kuytu köşelerde tek başına yara sarmaya çalışan insanların neler yaşadığını, ne zorluklarla atlatılmaya çalışıldığını, bu yolculukta kaç kere düşüp kalktıklarını, bir çiçek olarak nitelendirilen kadınların kaç kere solup, yaprak döktüklerini, herkesin güvendiği güçlü gördüğü adamın kaç yastık ıslattığını bilmeli tüm insanlar. Tek kalmamalı bu insanlar. En azından yaşanan onca anıyı anlatıp paylaşmalı. Çünkü hikaye ne kadar acı, ne kadar kanlı, ne kadar kabuklu olsa da paylaşınca insanın içinden bir şey kopuveriyor. Sanki seni gerçekten anlayan birilerine anlatıldığında o yara yavaş yavaş yok oluyormuş, en azından yaranın üzerindeki o pis görüntü gidiyormuş gibi… O yüzden lütfen anlayın beni.. Yaramın temizlenmesine ihtiyacım var.


İnsanların beni asla anlamadığını düşündüm hep. Benim içimdeki sızıyı, kalbimdeki sancıyı asla anlamayacaklar diye düşünürdüm. Anlatmak üzere yanına oturduğumda anlamayacaksın ama yine de anlatayım diye oturdum. Anlamaları önemli değildi çünkü… Önemli olan benim içimdekileri kelimelere dökebilmemdi. Karşımdakinin kim olduğu da önemli değildi aslında. Sonra farkına vardım ki kimse kimseyi anlayamazdı zaten. Ne kadar kelime kelime dökülse de acılar aynısını yaşayanlar dahi anlayamazdı birbirini. Herkes acısını farklı yaşar çünkü. Kimisi hayatına devam edip içinde yavaş yavaş çürütmeyi seçerken, kimisi kendini çürütür günden güne…


Ve ben dedim ki buralarda çürüteyim içimdekileri.

Merhaba…

Yolunu kaybetmiş, karanlığında pusuya yatmış, bulutların ardına saklanmış bir kadınım ben. Çıkmaz sokağımda duvarı atlayabilmek ve yoluma devam edebilmek için savaşan.

Biliyorum ki çoğumuzun en az bir kez yanlış veya hayat akışı ile sürüklendiği bu sokaktan çıkmak çok zor. Peki o sokağa girene kadar, girilen sırada ve çıktıktan sonra oluşan hislerimizin ne kadar farkındayız? Ne kadar samimiyiz?

Ben bunları tabiri caiz ise; affınıza sığınarak yüzünüze vurmak için geldim. Sokağımızda, bulutların ardında, karanlığımızda, o yoğun hislerimizin ne denli ortaya çıkışını size unutturmamaya geldim. Ben hayat kitabınızda olan kelimeleri kalbinizdeki duygularınız ile harmanlayıp, sizin için cümlelere dökmek için geldim. Tüm samimiyetinizle okuyun beni. Kendinizmişcesine. Saklanmadan, saklamadan tüm içtenliğiniz ile… Çünkü yazdığım her kelimede kendinizi bulmanızı istiyorum. Fakat umudunuzu da ardınızda bırakmayın! O duvarı atlayacağız.

3290906327_639bcefa31_b

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

WordPress.com' da yeni bir web sitesi oluşturun
Başla